9 Ocak 2015 Cuma
i'lem eyyuhel insan
"Hayatın söndü ancak bir şu'le kaldı. Ömrün geçti şuurun söndü, bir lem'a kaldı. Şöhretin gitti anca bir an kaldı. Zaman'ın geçti kabirden başka mekanın var mı? Bîçare! Aczine ve fakrına bir had var mı? Emellerin nihayetsizdir ecelin yakındır. evet böyle acz ve fakrınla iktidar ve ihtiyardan hâli bir insanın ne olacak hali?"
Mesnevi-i Nuriye
14 Ağustos 2012 Salı
11 Kasım 2011 Cuma
Bırak biçare feryadı, belâdan gel, tevekkül kıl

On Yedinci Söz'ün İkinci Makamı
Bırak biçare feryadı, belâdan gel, tevekkül kıl!
Zira feryat belâ-ender, hatâ-ender belâdır, bil!
İzah: Ey bela ve musibetlerden dolayı feryat edip bağıran çağıran çaresiz adam; Allah’a tevekkül et, zira bağırıp çağırmak bir isyan, bir itiraz olmasından dolayı, beladan daha büyük bir bela ve musibettir bil.
Belâ vereni buldunsa, atâ-ender, safâ-ender belâdır, bil!
Bırak feryadı, şükür kıl manend-i belâbil, demâ keyfinden güler hep gül mül.
İzah: İnsan bela vereni tahkiki bir iman ve marifet ile bulsa, o zaman o bela ve musibetler, manevi sevap ve hayır kaynağına dönüşür, neticeleri bakımından sefa ve saadet olur. Feryat ve bağırmaları bırakıp şükür ve senalara başlar. O zaman hayatı acı ve azaptan kurtulup, her şey yüzüne gülen dost kıvamına gelir.
Ger bulmazsan, bütün dünya cefâ-ender, fenâ ender hebâdır, bil!
Cihan dolusu belâ başında varken, ne bağırırsın küçük bir belâdan, gel, tevekkül kıl.
İzah: Yok şayet bulamazsan belayı ve musibeti vereni, o zaman bütün dünyan cefa ve fenaya gider, hem de günah ve isyanlarını boynuna takarak. Musibetten şikayet eden asinin hali; kırık eli ile dövüşen adamın hali gibidir, elini vurdukça canı acır, asi adam da şikayet ettikçe cehenneme ve azaba yuvarlanır. Asıl bela olan isyan musibetten daha büyük bir beladır. Zira insanı sonsuz ateşe yuvarlıyor.
Tevekkülle belâ yüzünde gül, ta o da gülsün.
O güldükçe küçülür, eder tebeddül.
İzah: Şayet tevekkül ve teslimiyet ile belanın yüzüne gülsen, yani sabretsen, o zaman o belanın şiddeti azalır, çok cüzi bir seviyeye iner. Bir çeşit yok olur.
18 Temmuz 2010 Pazar
Ey insan!
Hiç mümkün müdür ki
sana bu sîmâyı veren ve o sîmâda
böyle bir sikke-i rahmeti ve bir hâtem-i ehadiyeti vaz’ eden Zât
seni başıboş bıraksın;
sana ehemmiyet vermesin
senin harekâtına dikkat etmesin
sana müteveccih olan bütün kâinatı abes yapsın
hilkat şeceresini meyvesi çürük bozuk ehemmiyetsiz bir ağaç yapsın
güneş gibi zâhir olan rahmetini
hem hiçbir cihetle şüphe kabul etmeyen
ve hiçbir vecihle noksaniyeti olmayan
ve ziyâ gibi görünen hikmetini inkâr ettirsin? Hâşâ!
Sözler
20 Haziran 2010 Pazar
Mesnevi Nuriye'den
12 Kasım 2009 Perşembe
İnsanın çekirdeği olan kalb

ubudiyet ve ihlas altında
İslâmiyet ile iska edilmekle
imanla intibaha gelirse,
nuranî, misalî âlem-i emirden gelen emr ile
öyle bir şecere-i nuranî olarak yeşillenir ki;
onun cismanî âlemine ruh olur.
Eğer o kalb çekirdeği
böyle bir terbiye görmezse,
kuru bir çekirdek kalarak
nura inkılab edinceye kadar
ateş ile yanması lâzımdır.
Mesnevi-i Nuriye
15 Eylül 2009 Salı
Leyle-i Kadir
(Kâdir; 1-5)
Cenâb-i Hakk engin rahmet deryasindan sizan katreleri her an ve her saniye kullarina sunar. Bilhassa mübarek aylarda, leyle-i Berat, leyle-i Mirac gibi mübarek gecelerde veya mübarek saatlerde Cevad-i Mutlak olan Allah'in rahmeti bütün alemleri kapsar. Bu vakitler fani dünyada ve kisa bir hayatta baki bir ömür ve uzun bir hayat-i bakiyeyi tazammun eder, kazandirir. Iste bu mübarek zamanlardan biri de Ramazan-i Serifteki Kadir Gecesi'dir.
Sözlükte "kadir" kelimesi "hüküm, seref, güç, yücelik" gibi anlamlara gelir. Dini literatürde ise insanligin hidayetinde bir dönüm noktasi teskil eden, Yüce Allah tarafindan Resul-i Ekrem vasitasiyla besere Kur'an'in indirildigi gecedir.
Yüce Allah'in, Peygamberi vasitasiyla son hitabi ve nihai mesaji olan Kur'an'in indirildigi gece olan Kadir Gecesi, mü'minler için pek çok manalari ihtiva etmektedir. Cevad-i Mutlak olan Allah tarafindan bu gecede verilen nimetler ve müjdelenen faziletler Kur'an'da zikredilmektedir. Kur'an'in bu gecede indirilmis olmasi, geceyi hakkiyla ifa edenin bin aydan fazla ibadet sevabi almasi, yeryüzüne o gecede meleklerin inmesi, sabaha kadar oluk oluk rahmet yagmasi, yeryüzünün seyyiattan korunmus olmasi ve yeryüzünde baris ve esenligin hakim olmasi Kur'an'da zikredilen, o geceye has özelliklerdendir.
Kadîr Suresinde, "Süphe yok ki, biz Kur'an'i Kâdir gecesinde indirdik" buyurulmus olmasi, bize Kur'an'in Kadir Gecesinde indirildigini göstermektedir. Ancak bu gecede Kur'an bir bütün olarak Levh-i Mahfuz'dan alinarak dünya semasindaki "Beytü'l-Izze" denilen makama indirilmis, daha sonra Cebrail (a.s) onu peyderpey yirmi üç yilda Hz. Peygamber'e ulastirmistir. Bu gecenin mübarek kilinmasinin hakikatte sebebi Kur'an'in bu gecede indirilmis olmasidir. Hadislere bakildiginda, ümmete bu gecenin ihsanina dair birkaç vakianin varoldugunu görmekteyiz. Bunlardan birinde; Resul-i Ekrem ashabina, Ben-i Israil'den bir kimsenin Allah yolunda bin ay silah giyinmis oldugunu anlatti. Bunu dinleyen ashab kendi ibadetlerini onlarin ibadetlerine göre az buldu. Bunun üzerine Allah (c.c) Cebrail vasitasiyla bu gecenin bin aydan hayirli oldugu müjdesini verdi. Bir baska rivayette de Hz. Peygamber ümmetinin ömrünün kisaligina üzülmekte idi. Bundan dolayi Allah bu ümmete uzun yasamis olan önceki ümmetlerden daha büyük bir nimet olan her sene bin aylik ibadet yapma imkanini veren Kadir Gecesini müjdelemistir. Nitekim Ramazan-i Serif ve Kadir gecesi bu fâni dünyada, fâni ömür içinde ve kisa bir hayatta, bâki bir ömür ve uzun bir hayat-i bâkiyeyi tazammun eder, kazandirir. (Mektubat, 390-391)
Kadir suresinde verilen bilgiler isiginda ve Kur'an'in Ramazan ayinda (2/185) ve bütün hikmetli islerin kararlastirildigi mübarek bir gecede indirildigine dair (44/ 3-4) ayetler birlikte ele alindiginda, Kadir Gecesi'nin Ramazan ayi içinde bulundugu sonucu çikmaktadir. Bu gecenin Ramazan'in son on gününde (bazi rivayetlere göre son yedi gününde) aranmasina dair hadislerin de mevcut olmasi, Kadir Gecesi'nin Ramazan'in son on gününde oldugunu göstermektedir. Nitekim Hz. Peygamber Ramazan'in son on gününe girildiginde dünyevî islerden uzaklasip itikafa çekilir, geceleri daha çok ibadet ve tefekkürle geçirdigi gibi, ailesini de uyanik tutardi.
Buna karsilik Kadir gecesinin hangi gece olduguna dair kesin bir bilgi yoktur. Nasil ki, insanlarda velî, Cuma'da dakika-i icabe, Esmâ-i Hüsnâda Ism-i Âzam, ömürde ecel meçhul kalmistir, ayni sekilde Ramazan'da da Leyle-i Kadir meçhuldür. Islam alimleri bu gecenin kesin olarak belirlenmemesinin hikmeti üzerinde dururken bu durumun gecenin feyzinden istifade etmek için daha uygun oldugunu söylemislerdir. Zira, Kadir Gecesi'nin bildirilmesi halinde Müslümanlar sadece o geceyi ihya etmekle yetinebilirdi. Halbuki kismî belirsizlikler sayesinde Müslümanlar Kadir Gecesi ümidiyle bütün Ramazan gecelerini ibadet suuruyla geçirmeleri söz konusudur. Bediüzzaman Hazretleri bu mes'eleyi degerlendirirken, Cenâb-i Hakîm-i Mutlak'in, "su dâr-i tecrübe ve meydan-i imtihanda çok mühim seyleri, kesretli esya içinde sakliyor. O saklamakla çok hikmetler, çok maslahatlar baglidir. Meselâ, Leyle-i Kadri umum Ramazan'da, saat-i icâbe-i duâyi Cumâ gününde, makbul velîsini insanlar içinde, eceli ömür içinde ve Kiyâmetin vaktini ömr-ü dünya içinde sakladi"gini (Sözler, 309) belirtmis, Leyle-i Kadir taayyün ettikçe, sair günlerin ragbetten düsecegini ortaya koymustur. "Yirmi sene müphem bir ömür, nihayeti muayyen bin sene ömre müreccahtir."(Sünühat, 29) diyerek, belirlenmis olan bir seyin diger seyleri kiymetten düsürecegini söylemistir. Bununla birlikte Islam alimleri ittifaken Ramazan'in 27. gecesinin Kadir Gecesi oldugu görüsünü benimsemislerdir. Hakiki olmasa da müçtehitlerin yirmi yedinci geceye o nazarla bakmalarindan dolayi Bediüzzaman Hazretleri o gecenin hakiki hükmünde kabule mazhar olmasini temenni etmektedir. (Sualar, 437-38)
Kadir Gecesi'nin bin aydan hayirli olmasi ve bu gecede okunan Kur'an'in her harfine otuz bin sevap yazilmasi hususunu bazi alimler çokluktan kinaye olarak degerlendirmislerdir. Ancak bunun aklen muhal olmadigi da ifade edilmektedir. Bediüzzaman bu gecenin bin ay hükmünde oldugunun ispati beyaninda Miraç hadisesini delil olarak getirmektedir. Söyle ki; "Leyle-i Kadir gibi bir tek gece, seksen küsur seneden ibaret olan bin ay hükmünde oldugunu, nass-i Kur'ân gösteriyor. Hem bu hakikate isaret eden, ehl-i velâyet ve hakikat beyninde bir düstur-u muhakkak olan "bast-i zaman" sirriyla, çok seneler hükmünde olan birkaç dakikalik zaman-i Miraç, bu hakikatin vücudunu ispat eder ve bilfiil vukuunu gösteriyor. Miracin birkaç saat müddeti, binler seneler hükmünde vüs'ati ve ihatasi ve uzunlugu vardir. Çünkü, o, Miraç yolunda beka âlemine girdi. Beka âleminin birkaç dakikasi, su dünyanin binler senesini tazammun etmistir." (Lem'alar, 23)
Yine bu gecede Kur'an'in her bir harfine otuz bin sevap verilmis olmasinin imkansiz bir mübalaga ve mücazefe oldugu zannina kapilan Ehl-i Ilhada karsi Risâle-i Nur'da verilen cevapta, Kur'ân-i Hakîm'in her bir harfinin bir sevâbi oldugu, fazl-i Ilâhîden o harflerin sevâbinin sünbüllendigi ve Leyle-i Kadir'de okunan ayetlerin hashas tohumunun kesreti misillü her bir harfinin otuz bin sevabi oldugu ifade edilmektedir. (Sözler, 312) Said Nursî bu geceyi, bunun gibi diger mübarek geceleri ve Kur'an'daki bazi surelerin faziletlerini -rivayetlerde gelen bazi surelerin Kur'an'in yarisina veya tamamina mukabil gelmesi gibi- içinde misir ekilmis bir tarlaya benzetmektedir. Nasil ki, tarlada bazi habbelerin yedi, bazilarinin on sümbül verip, onlardan da yüzer, iki yüzer tane vermesi gibi Kur'an surelerinin ve mübarek zamanlarda okunan ayetlerin faziletleri ayni sekilde sümbüllenip bazen bin, bazen on bin, bazen de otuz bin sevaba mukabil gelmektedir. (Sözler, 312)
Gecenin faziletine dair çesitli hadisler vardir. Bir hadiste "faziletine inanarak ve mükafatini umarak Kadir Gecesini ihya eden kimsenin geçmis günahlarinin bagislandigi" buyurulmaktadir. Buna mümasil hadislerin yaninda geceye has bir ibadet tarzinin olduguna dair herhangi bir rivayet yoktur. Bediüzzaman bu gecede elden geldigi kadar Kur'an'la ve istigfarla ve salavatla mesgul olmanin büyük bir kâr oldugunu söylemekte ve talebelerine de bunu tavsiye etmektedir. Istirak-i a'mal-i uhreviye düsturuyla da Risâle-i Nur talebelerinden her birinin kazandigi miktar kardeslerinin de defter-i a'maline geçtiginden dolayi Nur Talebeleri birbirine dua etmeyi kendilerine vazife bilmektedir. Dolayisiyla bu sekilde Risâle-i Nur dairesine sidk ve ihlas ile girenlerin kazançlari pek büyüktür ve her biri binler hisse almaktadir. (Tarihçe-i Hayat, 256)
Hislerin ve duygularinin zirveye çiktigi Ramazan ayinda ve bilhassa yaklasan ve bin aydan hayirli olan Kadir Gecesi'nde Rabbü'l-Alemin'e ihlas ve sadakatle iltica etmeli ve bu geceyi ibadet ve istigfarla geçirmeliyiz. Tesrik-i mesai sirrina ehemmiyet veren Üstad Hazretleri de Nur Talebelerinin Kadir Gecesini söyle tebrik etmektedir: "Seksen küsur sene ibadetli bir ömr-ü bâkiyi temin eden Ramazan-i Serifinizi bütün ruh-u canimizla tebrik ve her gecesi bir nevi Leyle-i Kadir hükmünde hakkimizda menfaattar olmasini niyaz ederiz. Ve tesrik-i mesai sirriyla ve her has Nurcu, umum Nurcularin mânevî kazancina hissedar olmasiyla, mânen binler dille ibadet ve dua ve istigfar ve tesbihat yapmaya hakikî uhuvvet ve ihlâs ile mazhariyetinizi rahmet-i Ilâhiyeden niyaz ediyoruz ve öyle de ümit ediyoruz."(Emirdag Lahikasi, 285)
9 Ağustos 2009 Pazar
Haftanın Konusu : Aşkı Mecazi den Aşkı Hakikiye
DÖRDÜNCÜ SUAL: Mahbublara olan aşk-ı mecazî aşk-ı hakikîye inkılab ettiği gibi, acaba ekser nâsda bulunan dünyaya karşı olan aşk-ı mecazî dahi bir aşk-ı hakikîye inkılab edebilir mi? Elcevap: Evet. Dünyanın fâni yüzüne karşı olan aşk-ı mecazî, eğer o âşık, o yüzün üstündeki zeval ve fena çirkinliğini görüp ondan yüzünü çevirse, bâki bir mahbub arasa, dünyanın pek güzel ve âyine-i esma-i İlahiye ve mezraa-i âhiret olan iki diğer yüzüne bakmağa muvaffak olursa, o gayr-ı meşru mecazî aşk, o vakit, aşk-ı hakikîye inkılaba yüz tutar. Fakat bir şart ile ki, kendinin zâil ve hayatıyla bağlı kararsız dünyasını, haricî dünyaya iltibas etmemektir. Eğer ehl-i dalalet ve gaflet gibi kendini unutup âfâka dalıp, umumî dünyayı hususî dünyası zannedip ona âşık olsa, tabiat bataklığına düşer boğulur. Meğer ki hârika olarak bir dest-i inayet onu kurtarsın. Şu hakikatı tenvir için şu temsile bak. Meselâ: Şu güzel zînetli odanın dört duvarında, dördümüze ait dört endam âyinesi bulunsa, o vakit beş oda olur. Biri hakikî ve umumî, dördü misalî ve hususî... Herbirimiz kendi âyinemiz vasıtasıyla, hususî odamızın şeklini, heyetini, rengini değiştirebiliriz. Kırmızı boya vursak, kırmızı; yeşil boyasak, yeşil gösterir. Ve hakeza.. âyinede tasarrufla çok vaziyetler verebiliriz; çirkinleştirir, güzelleştirir, çok şekillere koyabiliriz. Fakat haricî ve umumî odayı ise kolaylıkla tasarruf ve tağyir edemeyiz. Hususî oda ile umumî oda hakikatta birbirinin aynı iken, ahkâmda ayrıdırlar. Sen bir parmak ile odanı harab edebilirsin, ötekinin bir taşını bile kımıldatamazsın. İşte dünya süslü bir menzildir. Herbirimizin hayatı, bir endam âyinesidir. Şu dünyadan herbirimize birer dünya var, birer âlemimiz var. Fakat direği, merkezi, kapısı, hayatımızdır. Belki o hususî dünyamız ve âlemimiz, bir sahifedir. Hayatımız bir kalem.. onunla sahife-i a"malimize geçecek çok şeyler yazılıyor. Eğer dünyamızı sevdikse, sonra gördük ki: Dünyamız hayatımız üstünde bina edildiği için, hayatımız gibi zâil, fâni, kararsızdır, hissedip bildik. Ona ait muhabbetimiz, o hususî dünyamız âyine olduğu ve temsil ettiği güzel nukuş-u esmâ-i İlâhiyeye döner; ondan, cilve-i esmâya intikal eder. Hem o hususî dünyamız, âhiret ve Cennet"in muvakkat bir fidanlığı olduğunu derkedip, ona karşı şedid hırs ve taleb ve muhabbet gibi hissiyatımızı onun neticesi ve semeresi ve sünbülü olan uhrevî fevaidine çevirsek, o vakit o mecazî aşk, hakikî aşka inkılab eder. Yoksa نَسُوااللَّهَفَاَنْسَيهُمْاَنْفُسَهُمْاُولئِكَهُمُالْفَاسِقُونَ sırrına mazhar olup, nefsini unutup, hayatın zevalini düşünmeyerek, hususî kararsız dünyasını, aynı umumî dünya gibi sabit bilip, kendini lâyemut farzederek dünyaya saplansa, şedid hissiyat ile ona sarılsa, onda boğulur gider. O muhabbet onun için hadsiz bela ve azabdır. Çünki o muhabbetten yetîmâne bir şefkat, me"yusâne bir rikkat tevellüd eder. Bütün zîhayatlara acır; hattâ güzel ve zevale maruz bütün mahlûkata bir rikkat ve bir firkat hisseder; elinden bir şey gelmez, ye"s-i mutlak içinde elem çeker. Fakat gafletten kurtulan evvelki adam, o şedid şefkatin elemine karşı ulvî bir tiryak bulur ki; acıdığı bütün zîhayatların mevt ve zevalinde bir Zât-ı Bâki"nin bâkî esmâsının daimî cilvelerini temsil eden âyine-i ervahları bâkî görür; şefkati, bir sürura inkılab eder. Hem zeval ve fenaya maruz bütün güzel mahlûkatın arkasında bir cemâl-i münezzeh ve hüsn-ü mukaddes ihsas eden bir nakş ve tahsin ve san"at ve tezyin ve ihsan ve tenvir-i daimîyi görür. O zeval ve fenayı tezyid-i hüsn ve tecdid-i lezzet ve teşhir-i san"at için bir tazelendirmek şeklinde görüp, lezzetini ve şevkini ve hayretini ziyadeleştirir.
4 Ağustos 2009 Salı
Leyle-i Berat Hakkında " Bu geceler, elli senelik bir ibadet hükmüne geçebilir. "

اَلسَّلاَمُ عَلَيْكُمْ وَ رَحْمَةُ اللَّهِ وَ بَرَكَاتُهُ اَبَدًا دَائِمًا سَلَّمَكُمُ اللَّهُ فِى الدَّارَيْنِ
Elli senelik bir manevî ibadet ömrünü ehl-i imana kazandırabilen Leyle-i Beratınızı ruh-u canımızla tebrik ederiz. Herbiriniz, şirket-i maneviye sırrıyla ve tesanüd-ü manevî feyziyle kırk bin lisanla tesbih eden bazı melekler gibi; herbir hâlis, muhlis Nur şakirdlerini kırkbin dil ile istiğfar ve ibadet etmiş gibi rahmet-i İlahiyeden kanaat-ı tâmme ile ümid ediyoruz.
..........
بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ
Aziz, Sıddık Kardeşlerim, Bu Medrese-i Yusufiye'de Ders Arkadaşlarım,
Bu gelen gece olan Leyle-i Berât, bütün senede bir kudsî çekirdek hükmünde ve mukadderat-ı beşeriyenin programı nev'inden olması cihetiyle, Leyle-i Kadrin kudsiyetindedir. Herbir hasenenin Leyle-i Kadir'de otuzbin olduğu gibi; bu Leyle-i Berat'ta herbir amel-i sâlihin ve herbir harf-i Kur'ân'ın sevabı yirmibine çıkar. Sair vakitte on ise, Şuhur-u selâsede yüze ve bine çıkar. Ve bu kudsî leyâlî-i meşhûrede, onbinler, yirmibin veya otuzbinlere çıkar. Bu geceler, elli senelik bir ibadet hükmüne geçebilir. Onun için, elden geldiği kadar Kur'ân'la ve istiğfar ve salâvatla meşgul olmak büyük bir kârdır.
Said Nursî (RA)
