14 Ağustos 2009 Cuma

Yusuf ile Züleyha / 3. bölüm devamı

http://3.bp.blogspot.com/_Q2vD2idCgOo/SV5HuE-ifoI/AAAAAAAAANE/XaAT2dV0x9s/s400/G%C3%BCne%C5%9F+%C4%B1%C5%9F%C4%B1klar%C4%B1na+secde,en+eski+ibadet.jpg


Yusuf’un başı, Yakub’un çenesiyle boynunun arasındaki korunakta. Saçlarının ıslaklığı Yakub’un omzunu ıslattı. Bir yaprak gibi titrerken Yusuf baba kucağındaki emniyette bile, Yakub sordu: Oğulcuğum, ne oldu, de bana. ne’n var?

Yusuf titremekte, Yakup güçlü bir çınar. Kalın ve kocaman ve koruyucu dalları, serinletici yapraklar var. Sordu Yakub tekrar tekrar: Anlat oğulcuğum bana, ne’n var?

Yusuf önce kesik kesik ve zayıf bir sesle, sonra berrak ve coşan bir suyun sesiyle anlatmaya başladı. Dedi: Düşümde güneşi gördüm canım baba.

Yakub titredi.

Sonra ay’ı gördüm, diye ilave etti

Yakub ürperdi.

Sonra on bir yıldız gördüm yanı sıra.

Yakub yumdu gözlerini. İçinden bir deniz geçti.

Geldiler, teker teker, gökten yanı başıma indiler. Döndüler çevremi bir kez. sonra önümde…

Yakub yumdu gözlerini daha sıkı, açtı gözlerini daha büyük içindeki göklere.

Canım baba, canımın içi baba. Döndüler çevremde bir kez ve önümde eğildiler, secde ettiler.

Yakub, içindeki göklere eridi.

Kendisine olağan olmayan bir rüya anlatılan bir baba, Yakub, daha bir yasladı Yusuf’u kocaman sinesine, dallarını ve yapraklarını sıkıca bastırdı Yusuf’un kocaman sinesine, dallarını ve yapraklarını sıkıca bastırdı Yusuf’un göğsüne. Yumdu gözlerini tekrar, tekrar açtı içindeki göklere ve denize.

On bir yıldız Yusuf’un önünde secdelerde. Yusuf’un gözlerinin derinliğinde mır benekli bir ceylanın gözlerindeki endişenin billur derinliği.

Ay Yusuf’un önünde secdede. Bir ceylan, ırmak kıyısına inmiş su içmede.

Güneş Yusuf’un önünde secdede. Yusuf’un gözlerinde su içen ceylan ok yemiş, ürkek ve acılı, titremekte.

Hay dedi Yakub, Rabbim, Hay! İçinde endişe.

Sustu Yakub. Neden sonra, sus, dedi Yusuf’a, Rüyan sana devlet demektir. Ama zamanı çok sonraları gelecektir. Şimdi sus canım oğul!

Ve sakın kimseye. Sakın kimseye. Hele sakın ağabeylerine. Hiç ama hiçbir şey söyleme. Onlar da çocuklardır. Nerede ki devlet ve muhabbet var, nerede ki hal var makam var, orada kıskançlık vardır. Bu yüzden canım oğul, ey benim Yusuf’um oğul, hiç kimseye hele kardeşlerine hiç, hiçbir şey söyleme.

Yakub okşadı Yusuf’un hala ıslak saçlarını, göz kapaklarının üzerinden geçirdi bir yağmur gülünün sancısında çatlayan dudaklarını. Sağ elinin başparmağını Yusuf’un iki kaşının tam ortasına dokundurdu. Irmakların annesi olan Nil’in bir gün bu alnın aydınlığından akacağını ve Nil’in ceylanlarının bir gün bu alından su içmeye ineceğini bildi.

Yusuf, karanlık bir uykunun güvenli sularına dökülürken yenideni bitmesine çok az zaman kalmış bir gecenin koynuna çocuksu bir geri dönüşle tekrar girerken, Yakub gözlerini bir daha kapatmadı. Baktı durdu, siyah gecenin içindeki siyah bir noktaya.

Bitmekte olan şu geceye, çölün sonundaki kocaman dağın arkasından doğacak olan güne and olsun ki, diye geçirdi içinden, Yusuf’a peygamberlik muştusu verildi. Ama zamanı car ve çok sınanması, çok acı çekmesi gerekecek. Yolun serin ve selametli olsun, ah benim güzeller güzeli oğulcuğum, ah benim güzelim, Yusuf’um.


Sonraki bölüm: Yusuf' un güzelliği


önceki bölümleri okumak için tıklayınız



2 yorum:

devenin_bale_papucu dedi ki...

okuduğumuz biline:)

mehmetadin dedi ki...

Gözlerinize sağlık :)